Günümüzde üzerinde hassasiyetle durulan, birçok vaaz, hutbe, konferans, panel veya tv, radyo programlarında hakkında sözler sarf edildiği halde çokça yanlışa düştüğümüz bir konu hakkında “kul ve kamu hakkı” üzerinde durmaya, bilgilerimizi yeniden gözden geçirerek hatalarımızı düzeltmeye ve ilişkilerimiz meşru
4. Konum. Ankara/Almanya. 27 Şub 2009. #1. Kul Hakkı İle İlgili Hadisi Şerifler. “Kim bir kul hakkı yemişse derhal o kardeşi ile helalleşsin Çünkü (kıyamet günü) dirhem de geçmez dinar da Böyle olunca o (hak yiyen) kişinin sevapları alınır o adama yüklenir Eğer sevapları yoksa o hakkını yediği adamın günahları
Kulhakkı Bilindiği üzere bir başkasının malını ondan izinsiz kullanmak kul hakkıdır.Peki yolda bulunan bir araba farz edelim.Bu arabanın camı arabanın sahibine ait.Ben arabanın sahibinin izni olmadan o cama bakıp kıyafetimi falan düzeltsem kul hakkı olur mu?
Kul Hakkı. Mart 17, 2022. 0 2 dakika okuma süresi. Rümeysa henüz 14 yaşında bir genç kızdı. Ailesi zor şartlar altında çalışıyor, onun okuması için elinden geleni yapıyordu. Çok varlıklı bir ailede büyümemişti. Etrafındaki genç kızları görüp onlara imreniyor ve onlardan ne eksiği olduğunu düşünüp duruyordu.
Allah’ın seni kulluğa ehil sayması, sana ödül olarak yeter. Kula bela gelmez Hak yazmadıkça. Hak bela yazmaz, kul azmadıkça. Dünya için kül olacağına Allah için kul ol! Sonsuzluğu yakala! Gönlü aydın bir kişiye kul olmak, padişahların başına tâc olmaktan iyidir. Kulun Allah’tan korkusu, Allah’ı bilmesi kadardır.
Kul ve Kamu Hakkı (Vaaz) Hayatımızın her alanında dikkat etmemiz gereken en önemli hususların başında insani ilişkilerimiz gelmektedir. Bu ilişkiler sadece kendi yaşantımızı değil, kendisiyle irtibata geçtiğimiz insanları ilgilendirmektedir. Bu haliyle sosyal ilişkiler, doğru bir zemine oturtturulduğunda dünya huzuru ve
0pux80v. بِسْمِ اللهِ الْرَّحْمَنِ الْرَّحِيمِ فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَهُ ، وَ مَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرًّا يَرَهُ Bismillâhirrahmânirrahîm [Rahmân ve rahîm Allah’ın adıyla] “Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre miktarı kötülük işlerse, onu görür” [Zilzal sûresi, âyet 7-8] Muhterem bir varlık olan insan, toplum içinde yaşar ve ihtiyacı olan birçok şeyi başkalarıyla paylaşmak zorundadır. Toplu halde yaşamanın temel amacı; insanın mutluluğu, refahı ve güvenliği olup, birbirimize karşı ilişkilerimizde de uymamız gereken ahlakî ve kanunî kuralları içerir. Bu kurallardan birisi olan Kul hakkı; insanın can, mal ve namus gibi dokunulmazlıklarını korumaya yönelik ortaya çıkan bir haktır. Cana kıymak, hırsızlık, gıybet, yalan, borç, iftira, küfürlü söz, kul hakkını doğurur. Bu kuralların ihlali kul hakkına riayet etmemektir. Dünyada ve ahirette bunları yapmanın cezaları vardır. Aziz Müminler,Müslüman, kul haklarına son derece titizlik göstermelidir. Bilerek veya bilmeyerek başkalarının hakkını üzerine geçiren kimse o hakkı dünyada ödemek ve helalleşmek suretiyle kendisini kurtarmaya çalışmalıdır. Bu fani hayatın son bulacağını, gerçek hayat dediğimiz ahiret hayatının başlayacağını ve herkesin dünyadaki hayatından hesaba çekileceğini hatırımızdan çıkarmamamız gerekir. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’inde “Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre miktarı kötülük işlerse, onu görür” [1] buyuran Allah Teâla, insanların mutlaka yaptıklarının karşılıgını göreceğini bizlere bildirmiştir. Sevgili Peygamberimiz sav de; “Bir kimsenin diğer bir kimsenin haysiyetine yahut malına tecavüzden dolayı üzerinde bir hak bulunursa, altın ve gümüşün geçmediği hesap günü gelmeden helalleşsin. Aksi takdirde, yaptığı haksızlık ölçüsünde, iyi amellerinden alınıp hak sahibine verilir, İyiliği yoksa hak sahibinin günahından alınıp haksızlık eden kimseye yüklenir“ [2] şeklindeki hadîsi ile kul hakkının önemine işaret Kardeşlerim,Peygamberimiz hayatının son günlerinde hastalığı esnasında mescitte minbere çıkarak “Ey insanlar! Belki yakında aranızdan ayrılacağım. Allah’ın huzuruna kul hakkı ile gitmekten daha ağır bir şey yoktur. Kimin bende bir alacağı varsa işte malım gelsin alsın. Kime yanlışlıkla veya kasten vurmuşsam işte sırtım gelsin vursun. Bu konuda asla çekinmeyin. Şunu bilin ki, içinizde bana en sevimli olan bende olan hakkını alan veya bana hakkını helal eden kişidir” [3] buyurmuş, bu davranışıyla bizlere ayrıca toplum huzurunda kul hakkından helalleşmenin örnekliğini Müslümanlar,Kul hakkı konusunda dikkatli olmamız gereken konulardan biri de kamu hakkının oluşmasıdır. Kamu hakkı kul hakkından daha kapsamlıdır. Çünkü kul hakkı ihlalinde bir veya birkaç kişiye karşı sorumlu iken kamu hakkında o toplumda yaşayan bütün insanlara karşı sorumluluk doğmaktadır. Belki hakkını ihlal ettiğimiz şahsı bulup ondan helallik alma ihtimalimiz vardır. Ancak kamu hakkını ihlal ettiğimizde kimden nasıl helallik alabiliriz? Bu sebeple kamu hakkını gözetmemiz, bu hususta titiz davranmamız gerekmektedir. Neticede kamu hakkını tüyü bitmemiş yetimin hakkı olarak itibariyle iyi bir Müslüman olmak istiyorsak, bütün insanların hakkına saygı göstermeli, kimsenin hakkını yememeliyiz. Kimsenin malına el uzatmamalı, kimseye zulmetmemeliyiz. Haksızlığın ağır vebalini düşünmeli, ahiretteki hesabın şiddetini ve zorluğunu aklımızdan çıkarmamalıyız. Hutbemi bir hadîs-i şerîf mealiyle bitiriyorum “Müslüman, elinden ve dilinden Müslümanların emin olduğu, zarar görmediği kimsedir.“ [4] [1] Zilzal, 99/7 ve 8. [2] Sahîh-i Buhârî, Tecrid [3] İbn Sa’d, Tabakât, II, 255. [4] Sahihi Müslim Tecrit Tercümesi Bayram Oyan Ravensburg Camii Din Görevlisi
KUL VE KAMU HAKK - VAAZ Hayatımızın her alanında dikkat etmemiz gereken en önemli hususların başında insani ilişkilerimiz gelmektedir. Bu ilişkiler sadece kendi yaşantımızı değil, kendisiyle irtibata geçtiğimiz insanları ilgilendirmektedir. Bu haliyle sosyal ilişkiler, doğru bir zemine oturtturulduğunda dünya huzuru ve ahiret memnuniyeti getirirken, yanlış yollara aktarıldığı andan itibaren dünya sıkıntısının yanı sıra ahirette en çok sıkıntıya düşeceğimiz kul hakkını doğurmaktadır. Günümüzde üzerinde hassasiyetle durulan, birçok vaaz, hutbe, konferans, panel veya tv, radyo programlarında hakkında sözler sarf edildiği halde çokça yanlışa düştüğümüz bir konu hakkında “kul ve kamu hakkı” üzerinde durmaya, bilgilerimizi yeniden gözden geçirerek hatalarımızı düzeltmeye ve ilişkilerimiz meşru bir zemine oturtmaya çalışacağız. Yüce Rabbim bilmediklerimizi öğrenme fırsatı, bildiklerimizi ise hayatımıza aktarma fırsatını bizlere nasip yaşayan bütün insanlar için birlik ve beraberliği sağlamak, üzerimize düşen vazifelerdendir. Bu vazifeye gerçekleştirmenin en önemli yolu ise insan haklarına saygı duymaktır. İnsan hakları, diline, dinine, ırkına cinsiyetine, milliyetine, sosyal statüsüne ve rengine bakılmaksızın insana insan olduğu için tanınan hakların genel adına denmektedir. Bütün canlıların elde ettiği temel haklar vardır ki; bu haklar İslam dinince dokunulmazlık kapsamına alınmıştır. Sevgili Peygamberimiz Veda Hutbesinde bu dokunulmazlık haklarını bütün insanlığa şöyle günleriniz nasıl mukaddes bir gün, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay, bu şehriniz Mekke nasıl kutsal bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, nâmus ve şerefiniz de öylece mukaddestir; her türlü tecâvüzden Rabbinize kavuşacaksınız. Bugünkü her hâl ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız. Bu vasiyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsinler. Olabilir ki, bildirilen kimse, burada bulunup da işitenden daha iyi anlayarak hıfzetmiş yanında bir emânet varsa, onu sâhibine versin . Fâizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Fakat aldığınız borcun aslını ödemek gerekir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız. Allah'ın emriyle bundan böyle fâizcilik yasaktır. Câhiliyetten kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım fâiz de Abdülmuttalib'in oğlu amcam Abbas'ın fâiz devrinde güdülen kan davaları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası, Abdülmüttalib'in torunu amcalarımdan Hâris'in oğlu Rabîanın kan Nâs!Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu konuda Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları Allah'ın emâneti olarak aldınız. Onların nâmus ve ismetlerini Allah adına söz vererek helâl edindiniz. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları iki emânet bırakıyorum. Onlara sımsıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. Bu emânetler, Allah'ın kitabı Kur'ân ve O'nun Peygamberinin şeytan sizin şu topraklarınızda yeniden nüfûz ve saltanatını kurma gücünü ebedî olarak kaybetmiştir. Fakat size yasakladığım bu şeyler dışında, küçük gördüğünüz şeylerde ona uyarsanız, bu da onu sevindirir. ona cesâret verir. Dininizi korumak için bunlardan da uzak iyi dinleyin, iyi belleyin. Rabbiniz birdir, babanız birdir. Hepiniz Âdem'densiniz, Âdem de topraktan yaratılmıştır. Hiç kimsenin başkaları üzerinde soy sop üstünlüğü yoktur. Allah katında üstünlük, ancak takvâ iledir. Müslüman Müslüman’ın kardeşidir. Böylece bütün Müslümanlar kardeştir. Gönül hoşluğu ile kendisi vermedikçe, başkasının hakkına el uzatmak helâl değildir. Ashabım! Nefsinize de zulmetmeyin. Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır. Bu nasihatlerimi burada bulunanlar, bulunmayanlara tebliğ Nâs!Cenâb-ı Hak Kur'an da her hak sahibine hakkını vermiştir. Mirâsçı için ayrıca vasiyyet etmeye gerek yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa, ona âittir. Zina eden için ise mahrûmiyet vardır. Babasından başkasına soy neseb iddiâsına kalkışan soysuz, yahut efendisinden başkasına intisâba yeltenen nankör, Allah'ın gazabına, meleklerin lânetine ve bütün müslümanların ilencine uğrasın. Cenâb-ı Hak böylesi insanların ne tevbelerini ne de adâlet ve şâhitliklerini kabûl korkun, beş vakit namazınızı kılın, Ramazan orucunuzu tutun, malınızın zekatını verin, âmirlerinize itaat edin. Böylece Rabbinizin Cennetine rahmet olarak gönderilen Hz. Peygamber Efendimizin çağlar ötesinden insanlara aktardığı Veda hutbesinde ifade edilen ve insanlar için dokunulmaz olarak kabul ettiğimiz bu hakları ihlal etmek kul hakkını doğurmaktadır. Bu sebeple nasıl bir yaşam sergileyelim ki bu yaşantıda kul hakkı olmaz diye kendimize sorar isek Veda hutbesini birçok kez okuyup Efendimizin bildirdiği ilkeleri hayatımıza hakkını ihlal etmemiz neticesinde başımıza gelecek olan sıkıntıların neler olduğunu yine Peygamber Efendimizden öğrenelim. Sevgili Peygamberimiz bir hadislerinde Kul hakkının önemini bizlere şöyle aktarmaktadır. Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem“Müflis kimdir, biliyor musunuz?” diye sordu. Ashâb- Bizim aramızda müflis, parası va malı olmayan kimsedir, dediler. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem“Şüphesiz ki ümmetimin müflisi, kıyamet günü namaz, oruç ve zekât sevabıyla gelip, fakat şuna sövüp, buna zina isnâd ve iftirası yapıp, şunun malını yiyip, bunun kanını döküp, şunu dövüp, bu sebeple iyiliklerinin sevabı şuna buna verilen ve üzerindeki kul hakları bitmeden sevapları biterse, hak sahiplerinin günahları kendisine yükletilip sonra da cehenneme atılan kimsedir” buyurdular. 1Sevgili Peygamberimiz bir hadislerinde ise kul hakkı kimden alınmış ise o hakkın iade edilmesini istemektedir. Efendimiz şöyle كَانَتْ عِنْدَهُ مَظْلَمَةٌ ﻷخِيهِ مِنْ عِرْضِهِ أوْ شَىْءٍ مِنْهُ فَلْيَتَحَلِّلْهُ مِنْهُ الْيَوْمَ مِنْ قَبْلِ أنْ َ يَكُونَ دِينارٌ وَ دِرْهَمٌ، إنْ كَانَ لَهُ عَمَلٌ صَالِحٌ أُخِذَ مِنْهُ بِقَدْرِ مَظْلَمَتِهِ، وإنْ لَمْ تَكُنْ لَهُ حَسَنَاتٌ أُخِذَ مِنْ سَيِّئَاتِ صَاحِبِهِ فَحُمِلَ عَلَيْهِ"Üzerinde bir dîn kardeşinin nefsine yâhut malına tecâvüzden doğmuş bir hakk bulunan kimse, dînâr ve dirhem bulunmayacak kıyamet gününden evvel, bugün dünyâda mazlumdan o hakkı bağışlamasını istesin. Helalleşilmediği takdirde zâlimin sâlih ameli bulunursa, ondan zâlimin zulmü miktarı alınır da mazluma verilir. Eğer zâlimin haseneleri iyilikleri bulunmazsa, mazlumun seyyielerinden günahlarından alınıp zâlim üzerine yükletilir" 2İslam Dini insanlar arasında kul hakkının ihlalini yasak kapsamına alırken bunun yanında Müslümanların birbirleriyle olan diyaloglarının nasıl olması gerektiğini de bildirmektedir. Bu hususta Sevgili Peygamberimiz Müslüman olarak bizlerin birbirimize karşı nasıl bir davranış sergilememizi şöyle ifade أَخــو المسلم لا يَظلِمُه ولا يُسْلِمُهُ . ومَنْ كَانَ فِي حاجةِ أَخِيهِ كانَ اللَّهُ فِي حاجتِهِ، ومنْ فَرَّجَ عنْ مُسلمٍ كُرْبةً فَرَّجَ اللَّهُ عنه بها كُرْبةً من كُرَبِ يومَ القيامةِ ، ومن سَتَرَ مُسْلماً سَتَرَهُ اللَّهُ يَومَ الْقِيامَةِ“Müslüman Müslüman’ın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu düşmana teslim etmez. Din kardeşinin ihtiyacını karşılayanın, Allah da ihtiyacını karşılar. Müslüman’dan bir sıkıntıyı giderenin Allah da kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Bir Müslüman’ın ayıbını örtenin, Allah da kıyamet gününde ayıplarını örter.” 3Kul hakkının en kapsamlı bir şekilde ihlal edildiği şey ise kamu hakkıdır. Bu manada kamu hakkı kul hakkından daha kapsamlı bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Çünkü kul hakkı ihlali dendiğimizde akla ilk gelen, bir şahsın diğer şahıs veya şahıslarla kurmuş olduğu ilişkileri yanlış bir zemine oturtması neticesinde ortaya çıkan hak ihlalidir. Kamu hakkı ise, bir şahsı veya birkaç şahsı değil o toplumda yaşayan ve o devlet çatısı altında bulunan bütün bireyleri, yani toplumu, yani milleti ifade etmektedir. Bu önemli durumu lütfen göz ardı etmeyelim. Şu hususu sizlerin dikkat-i nazarına sunmak isterim. Belki kul hakkını ihlal ettiğimiz şahsı bulup ondan helallik alma ihtimalimiz vardır. Ancak kamu hakkını alır isek kimden helallik alacağımız tamamen bir muammadır. Bu sebeple kamu hakkını gözetmemiz, bu hususta titizlikle davranmamız gerekmektedir. Çünkü kamu hakkını Tüyü bitmemiş yetimin hakkı olarak kurum ve kuruluşlarında çalışan, kamu kurum ve kuruluşlarla ilişkileri olan bütün kardeşlerimiz yapmış oldukları işin neticesinde elde edecekleri mükafatın veya zararın çok fazla olduklarını unutmamalıdırlar. Devletimiz tarafından bizden yapılmasını istediği şeyi doğru bir şekilde yerine getirir isek bunun bize kazancı hem dünyalık hem de ahirette olacaktır. Bunun yanında yapılması istenilen şeyi herhangi bir sebepten dolayı istenildiği gibi yerine getirmez isek, yapmış olduğumuz hata bizden kaynaklanıyor ise o zaman kamu hakkını ihlal etmişiz demektir ki, bunun sıkıntısı hem dünyevi hem de uhrevidir. Vaazımıza başlarken ifade ettiğimiz hadiste buyrulduğu üzere kul hakkını ihlal ettiğimiz şahıs ve şahıslara ya sevabından vereceğiz, eğer sevabımız yok ise o zamanda hakkını yediğimiz kişilerin günahlarını yükleneceğiz. Bu sebeple ahiret sıkıntısı düşünüldüğünde kamu hakkını ihlal edenlerin dünyevi sıkıntılar içerisinde olduklarına Efendimizin cenazesini kılmadığı bir şahsın durumu şöyle rivayet edilmiştir. "... Zeyd bin Hâlid el-Cühenî Radıyallâhü ankfden rivayet edildiğine göre Hayfaer savaşın da Eşca' kabilesin den bir adam öldü. Peygamber Sallallahü Aleyhi ve Sellem mücâhidlere Arkadaşınızın cenaze namazını siz kılınız yâni ben kılmayacağım buyurdu. Adamın hâlini bilmedikleri için sahâbîler bu duruma şaştılar ve üzüntüden yüzleri değişti. Sonra Peygamber Sallallahü Aleyhi ve Sellem, sahâbîlerinin vaziyetlerini görünceSizin arkadaşınız, Allah yolunda ganimet malından çalmıştır» buyurdu.Hadîsin râvisi Zeyd demiştir ki Bunun üzerine sahâbîler adamın eşyasında arama yaptılar. Yahudilerin boncuklarından iki dirhem bile etmeyen boncuklar buldular."4 Bir başka hadis aktarmak isterim."... Ubâde bin es-Sâmit Şöyle demiştirResûlullah Sallallahü Aleyhi ve Sellem Huneyn savaşı günü ganimet malından bir devenin yanında bize namaz kıldırdı. Namazdan sonra deveden bir tüy alıp mübarek iki parmağı arasına koydu. Sonra cemaate hitaben Ey insanlar! Şüphesiz bu tüy taneciği bile sizin ganîmetlerinizdendir. Artık ipliği, iğneyi, bundan değerli olanı ve bundan değerce düşük olanı ödeyiniz yâni bana teslim ediniz. Çünkü ganimet malından bir şey çalmak kıyamet günü sahibine şüphesiz bîr utançtır, bîr ayıptır ve bir ateştir», buyurdu." 5Hz. Peygamberden aktarmış olduğumuz hadislerden şunu çıkarıyoruz. Kamu malından bir şeyi zimmetine geçiren kimse, kıyamet gününde o maldan dolayı bütün mahşer halkının huzurunda rezil olacak, almış olduğu bu kamu malı yüzünden cehennem ateşiyle buluşacaktır. Bu sebeple kamu malından almış olduğumuz her ne var ise -Efendimizin bizlere bildirdiği üzere bir parça tüy bile olsa- büyük küçük demeden hepsini Devlete geri ödemesi gerekmektedir. Kamu hakkı kamunundur. Haksızca zimmete geçirilen şeyin ona aktarılması bir mecburiyettir. Unutmayalım ki; Ahirette zimmetine kamu hakkı geçirenlerin cezası çok ağır yaşamlarında hak ihlallerini azaltacak en önemli sebep imani ilkelerdir. Allah inancı, ahiret inancıdır. Ahirette yapmış olduğu şeylerin hesabını rabbine karşı vereceğini bilen bir insan hataya meyil ettiğinde o hatadan kolaylıkla beri kalabilecektir. Yine Yüce Allah’ın bizi gözetlediğini ve yapmış olduğumuz her şeyi kayıt altına aldığını unutmaz isek yanlışlıklardan ve yasaklardan uzak kalmak daha rahat olacaktır. Bu sebeple İmani ilkelerin aktarıldığı, ahlaki güzelliklerle süslenildiği, insanların rızası gözetildiği müddetçe dünya ve ahiret mutluluğunu elde kurum ve kuruluşlarında çalışan kardeşlerimizin hassasiyetle dikkat etmeleri gerekene bir husus ise, kendilerinin çalışma alanı bulduğu işlerini milletimizin bir emaneti olduğunu bilmektir. Biz Devletimizin bize vermiş olduğu işlerimizi milletimiz adına yürütmekteyiz. İş ise işverenin bir emanetidir. Emanete hıyanet etmek ise insana, hele hele Müslüman’a yakışmayacak bir tavırdır. Kamu hakkını ihlal etmek milletin hakkını ihlal etmektir ki, bunun vebali çok Peygamberimiz Veda Haccını gerçekleştirdiği o günlerde Mina’da okumuş olduğu bir hutbede şöyle buyurmuştur.—"Bu gün hangi gündür, biliyor musunuz?" buyurdu. Biz—Allah ve Rasûlü en iyi bilendir, sükût etti. O derecede ki, biz Peygamber onu başka bir isimle isimlendirecek sandık. Rasûlullah— "Natır günü yâni kurbân kesme günü değil mi?' buyurdu. Bizler— Evet, kurbân kesme günüdür, ay hangi aydır?" diye sordu. Biz—Allah ve Rasûlü en bilendir, yine sükût etti. O derecede ki biz ona isminden başka bir isim takacak sandık. Rasûİullah — "Zu'l-hicce ayı değil mi?" buyurdu. Biz' — Evet, zu'l-hicce ayıdır, dedik. — "Bu hangi beldedir?" diye sordu. Biz yine —Allah ve Rasûlü en bilendir, dedik. Rasûlullah sustu; o derecede ki, biz ona isminden başka bir isfan verecek sandık.— "Haram olan Belde değil mi?" buyurdu. Biz— Evet, Haram Belde'dir, dedik. Bunun üzerine— "Muhakkak ki kanlarınız, mallarınız bu beldeniz içinde, bu ayınızda, bu gününüzün harâmlığı gibi biribirinize, Rabb'inize kavuşacağınız güne kadar haramdır. Dikkat edin! Bunları size tebliğ ettim mi?" dedi.6 Efendimizin bildirdiği üzere Müslüman’ın Müslüman’a kanı, malı haram kılınmıştır. Bu sebeple kardeşlerimizin canına kastetmek veya onların mallarına göz dikmek kul hakkını doğurmakta ve bize asla kurum ve kuruluşlarında çalışan kardeşlerimizin dikkat etmesi gereken bir husus ise, kamu malları Devletimizin gelirinin bir ürünü olarak ortaya çıkmaktadır. Çünkü kamu hizmetlerinin tamamı verilen vergiler, bırakılan bağışlar veya Devletimizin elde ettiği başka gelirler ile sağlanmaktadır. Bu sebeple kamu hizmetinde aksaklığa götürecek yanlışlar içerisinde olmak, Milletimizin hizmet üzere vermiş olduğu, Devletimizin de Milletimize hizmet amacıyla aktarmış olduğu gelirleri yanlışa sevk etmek olacaktır ki, buda dünyevi sorumluluk getirdiği gibi ahiret açısından da çok büyük bir vebal ve kamu hakkı dikkat etmemiz gereken önemli haklardandır. Asla ihmal edemeyeceğiz hakların başında gelmektedir. Bu hakları ihlal etmemiz neticesinde helallik almadıkça ahirette sevabımızdan alınacak veya hak ihlali gerçekleştirdiğimiz şahısların günahlarını yüklenecektir. Bu sebeple dünyamızı huzura, ahiretimizi sükunete kavuşturmak istiyor isek, kul ve kamu hakkını ihlal etmeyelim. İhmallerimiz neticesinde doğacak zararlar ile karşılaşmamak için işlerimizde ihmale Rabbim Kendi rızasına uygun işlerle meşgul olmayı, kul ve kamu hakkını ihlal edecek davranışlar içerisinde olmamayı bizlere nasip etsin. Yüce Rabbim Devletimize dirlik, milletimize birlik nasip etsin. Cumanız mübarek olsun. Allah’a emanet Birr 59. 2. Buhari, Mezalim, 10 3. Riyazü’s-Salihin, Hadis No246 4. İbn. Mace, Cihad, 34 5. İbn. Mace, Cihad, 34 6. Buhari, Hac, 133
İşimiz, durumumuz, konumumuz her ne olursa olsun, yaşadığımız sürece yanımızda, yakınımızda, çevremizde mutlaka birileri bulunur. Dolayısıyla birey olarak diğer insanlarla mutlaka birtakım ilişkilerimiz olur. Bu, toplum hayatının kaçınılmaz bir gereğidir. Bu bağlamda “Ev, işyeri, arazi, köy, şehir, ülke bakımından yakın olan, yan yana veya çok yakın olanların birbirine göre aldıkları ada komşuluk denir. Doğan D. Mehmet, Büyük Türkçe Sözlük Hayatı yaşanır kılan, insanın hemcinsleri ile bir arada bulunması, zorlukları ve güzellikleri paylaşmasıdır. Bu paylaşımın olmadığı ortamlarda, sağlıklı bir toplum hayatından söz etmek mümkün olmaz. Bu paylaşım, komşularımızla olan ilişkilerimiz konusunda ise daha da büyük bir önem kazanır. Çünkü komşular arası ilişkiler, toplumsal ilişkilerin ilk basamağı ve önemli bir göstergesidir. Öyle ki ailemizden sonra en yakın ilişki kurduğumuz insanlar, şüphesiz komşularımızdır. Onlar; günün her saatinde değişik nedenlerle yüz yüze geldiğimiz insanlardır. Hatta süreç içinde komşularımız evlatlarımızdan bile bizlere yakındırlar. Komşularımız, zor zamanlarımızda yardım istediğimiz, sevinçli anlarımızda mutluluğumuzu paylaştığımız insanlardır. Bu açıdan onlar sanki ailemizin birer üyesi gibidirler. Bu sebepten aile üyelerine gösterilen ilgi ve alâka, komşulardan esirgenmemelidir. Dert ve problemleriyle yakından ilgilenilmeli, sevinç ve üzüntüleri paylaşılmalıdır. İnsan hayatına yön ve şekil vermeyi amaçlayan dinimiz, işte bu bakımdan komşuluk ilişkilerine özel bir önem atfeder. Yüce Allah buyuruyor ki; وَاعْبُدُوا اللّٰهَ وَلَا تُشْرِكُوا بِه۪ شَيْـًٔا وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَانًا وَبِذِي الْقُرْبٰى وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاك۪ينِ وَالْجَارِ ذِي الْقُرْبٰى وَالْجَارِ الْجُنُبِ وَالصَّاحِبِ بِالْجَنْبِ وَابْنِ السَّب۪يلِۙ وَمَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ مَنْ كَانَ مُخْتَالًا فَخُورًا “Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anaya, babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya ve elinizin altındakilere iyilik edin. Şüphesiz, Allah kibirlenen ve övünen kimseleri sevmez.” Nisâ, 4/36 Ayetlerde ve sahih hadislerde komşuluğun sınırıyla ilgili sarih bir bilgi bulunmadığını, bu hususta ölçü veren rivayetlerin sıhhatinin ise kuşkulu olduğunu belirten birçok âlim, kimlerin komşu sayılacağını örfün belirlediği görüşünü tercih etmişlerdir. Yaygın yoruma göre ayette geçen "yakın komşu" ile evleri en yakında bulunan komşular, "uzak komşu" ile de nispeten daha uzakta oturan komşular kastedilmiştir. İlkiyle akrabalık bağı bulunan, ikincisiyle akraba olmayan komşuların veya ilkiyle müslüman, ikincisiyle gayri müslim komşuların kastedildiği gibi daha başka yorumlar da yapılmıştır. Kur’an Yolu, Nisa 36. ayetin tefsiri. Görüldüğü üzere, ayet bir taraftan, ibadetin Allah’a yapılması ve O’na ortak koşulmaması mesajını verirken diğer taraftan da bir mü’minin toplum içinde yerine getirmesi gereken öncelikli görevlerini dile getirmektedir. Allah’a ibadet, O’na ortak koşmamak, çevremizle iyi ilişkiler içerisinde olmak dinimizin temelini oluşturan ana konulardandır. Bu görevleri yerine getiren insan, dini yaşayan insandır. Şurası unutulmamalıdır ki insan, hem cinsleriyle birlikte yaşamakta ve onlarla pek çok ilişkilerde bulunmaktadır. Dinin, Allah ile kul arasında gerçekleşen iman ve ibadet boyutunun meyvesini verebilmesi, başkalarıyla girişilen ilişkilerde, onların da Allah’ın kulları olduğu gerçeğinin göz önünde bulundurulması ile sıkı sıkıya bağlantılıdır. Bu sebeple, ayet temel mesajını verdikten sonra, insanın yakın ilişki içinde bulunduğu diğer insanları gündeme getirmekte ve onlarla olan ilişkinin temelini, iyilik etmek ve alçak gönüllü ve mütevazı olmak esaslarına oturtmaktadır. İnsanın sosyal çevresini oluşturan kesimler arasında özellikle komşulara vurgu yapılmış olması oldukça anlamlıdır. Ayetin bu vurgusu, şu hadis-i şerifte daha belirgindir مَا زَالَ جِبْرِيلُ يُوص۪ين۪ى بِالْجَارِ حَتّٰى ظَنَنْتُ اَنَّهُ سَيُوَرِّثُهُ “Cebrail, bana komşu hakkında o kadar tavsiyede bulundu ki, onu mirasçı kılacak sandım.” Buhârî, Edeb, 28; VII, 78. Hadisin bize verdiği temel fikir şudur İnsan kendi mirasçıları olan yakınlarına; çocuklarına, ana-babasına, kardeşlerine nasıl davranıyorsa, komşularına da öyle davranmalıdır. Çünkü insanın aile fertlerinden sonra en çok ilişki içinde olduğu kimseler komşulardır. Kişilerin aile dışı insanlarla gerçekleştirdikleri sosyal ilişkiler, komşularla başlar. Komşuluk ilişkileri, toplumsal ilişkilerin esasını ve hareket noktasını oluşturur. Bu sebeple komşuluk ilişkileri toplumun geniş katmanları arasındaki ilişkilerin küçük çaplı bir örneğini oluşturur. Komşuluk çerçevesi içindeki davranış ve ilişki biçimleri, bir şekilde geniş kitleler arasında da etkisini gösterir. Bu durum, komşular arası iyi ilişkilerin önemini açıkça ortaya koymaktadır. İşte Sevgili Peygamberimiz; وَاَحْسِنْ جِوَارَ مَنْ جَاوَرَكَ تَكُنْ مُسْلِمًا “Komşularına iyi komşuluk et ki gerçek müslüman olasın” İbn Mâce, Zühd, 24; II, 1410. buyurmak suretiyle, bir anlamda gerçek Müslüman olmayı, komşularla iyi ilişkiler içinde bulunmaya bağlamıştır. İnsan, hayatı boyunca mutluluğun peşinden koşar durur. Onu uzaklarda arar durur. Hâlbuki mutluluk çoğu kere onun hemen yanı başındadır, ama o bunun farkında değildir. Mutluluğu sağlayacak sebepleri keşfetmek gerekir. İşte Hz. Peygamber şu hadisinde bize mutluluğa ve huzura götüren yollardan üçünü gösteriyor مِنْ سَعَادَةِ الْمَرْءِ اَلْجَارُ الصَّالِحُ وَالْمَرْكَبُ الْهَنِئُ وَالْمَسْكَنُ الْوَاسِعُ “İyi bir komşu, rahat bir binek ve geniş bir ev insanı mutlu eden sebeplerdendir.” Ahmed, Müsnedü’l-Mekkiyyîn, III, 407–408. Kültürümüzden süzülmüş bir anlayışın ifadesi olan, “Ev alma, komşu al” özdeyişi, özü itibariyle bu hadisten mülhem olsa gerektir. Çağımızda hızlı şehirleşmenin, şehir yapılaşmasının ve değişen iş hayatının komşuluk ilişkilerini olumsuz yönde etkilediği görülmektedir. Aynı apartmanda yaşadıkları hâlde, yardımlaşma ve dayanışma içinde olmayan, birbiriyle tanışmayan, konuşmayan insanlar bulunmaktadır. Hatta karşılaştıklarında birbirinden bir “Selam”ı bile esirgemektedirler. Komşuluk Hakları Dinimiz kul hakkının çiğnenmemesi konusunda mü’minlere ciddî uyarılarda bulunur. Kul hakkını çiğnemenin büyük manevî sorumluluğu gerektirdiğini önemle vurgular. Hele hakkı çiğnenmesi söz konusu olan kul komşu ise konunun önemi daha da artar. Bir gün sevgili Peygamberimiz; وَاللّٰهُ لاَيُؤْمِنُ وَاللّٰهُ لاَيُؤْمِنُ وَاللّٰهُ لاَيُؤْمِنُ “Vallahi iman etmiş olamaz, vallahi iman etmiş olamaz, vallahi iman etmiş olamaz” buyurmuşlar, sahabelerden biri de; مَنْ يَا رَسُولَ للّٰهِ؟ “Kim iman etmiş olmaz ey Allah’ın Resûlü?” diye sorunca, Resûlullah Efendimiz; الَّذ۪ى لاَ يُأْمِنُ جَارُهُ بِوَاءِقَهُ قَالَ “Kötülüğünden komşusunun emin olmadığı kimse” cevabını vermişlerdir. Buhârî, Edeb. 29; VII, 78. Ekonomik durumları, sosyal konumları, itibar düzeyleri her ne olursa olsun, komşularımıza öncelikle, birer insan ve Allah’ın kulu olmaları açısından bakmak gerekir. Hangi sebeple olursa olsun onlara karşı açıkça, ya da dolaylı olarak küçümseyici tavır içine girmek İslâm ahlâkı ile bağdaşır bir tutum değildir. İslâm’da “insan” niteliğini taşıyan herkese aynı düzlemde davranılır. Kişinin inancı, etnik kökeni, sosyal statü ve konumu, ona yönelik davranışın niteliğinin belirlenmesinde etkin değildir. Her insana, “Allah’ın yarattığı mükerrem bir varlık” anlayışı ile muamele edilir. Onun haklarının kutsal dokunulmaz olduğu kabul edilir. Bu kutsallık ya da dokunulmazlığın belirlenmesinde kişinin inancı, sosyal konumu ve etnik kökeni dikkate alınmaz. Başkalarını küçük görmek, onlarla alay etmek, İslâm’ın yasakladığı çirkin işlerden biridir. Alay etmek, insanları küçük görmekten ve kişinin kendisini üstün görmesinden kaynaklanır. İslâm’ın öngördüğü ideal toplum düzeni, yüce bir edep ve ahlâkı gerçekleştirmeyi hedefler. Bu sistemde inancı, sosyal statü ve konumu, etnik kökeni her ne olursa olsun her bireyin diğerinden daha aşağı düzeyde kabul edilmeyen, haysiyet ve şerefi vardır. Onun namus ve şerefi, dokunulmazdır. Nitekim يَآ اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا يَسْخَرْ قَوْمٌ مِنْ قَوْمٍ عَسٰىٓ اَنْ يَكُونُوا خَيْرًا مِنْهُمْ وَلَا نِسَآءٌ مِنْ نِسَآءٍ عَسٰىٓ اَنْ يَكُنَّ خَيْرًا مِنْهُنَّ “Ey İman edenler! Bir topluluk, diğer bir toplulukla alay etmesin. Belki alay ettikleri kimseler kendilerinden daha iyidirler...” Hucurât, 49/11 ayeti, gerekçesi ne olursa olsun insanlarla alay edilmesini yasaklamaktadır. وَيْلٌ لِكُلِّ هُمَزَةٍ لُمَزَةٍ “İnsanları arkadan çekiştirip kaş-göz işaretiyle eğlenmeyi âdet hâline getirenlerin vay hâline!” Hümeze, 104/1 ayeti de insanlarla alay etmenin manevî boyutuna işaret etmektedir. Hz. Peygamber de insanlarla alay edilmesini, onların küçümsenmesini, tahkir edilmelerini yasaklamıştır. بِحَسَبِ امْرِئٍ مِنَ الشَّرِّ اَنْ يَحْقِرَ اَخَاهُ “Kişiye, mü’min kardeşini küçümsemesi, tahkir etmesi kötülük olarak yeter.” Müslim, Birr, 32, III, 1986. hadisi bu hususu dile getirmektedir. Hele küçük görülen, alay edilen bir komşu ise, yapılan yanlış daha da farklı bir boyut kazanır. Ebû Hüreyre diyor ki كَانَ النَّبِىُّ يَقُولُ يَا نِسَاءَ الْمُسْلِمَاتِ لاَ تَحْقِرَنَّ جَارَةٌ لِجَارَتِهَا وَلَوْ فِرْسِنَ شَاةٍ “Resûlullah, Ey Müslüman hanımlar! Tırnak ucu kadar da olsa, sakın ha, komşu komşuyu hakir görmesin, derdi.” Buhârî, Edeb, 30; VII, 78. Hz. Peygamber bu hadislerinde, komşu hakkının ne kadar önemli olduğunu, komşulara sözlü, ya da fiilî olarak zarar vermenin ne derece büyük bir sorumluluk getirdiğini çok açık bir şekilde ifade etmektedir. Demek ki, komşularımızla olan ilişkilerimizin niteliği imanımızın da niteliğini etkilemektedir. Hadis-i şerifteki “iman etmiş olamaz” ifadesini “kâmil anlamda iman etmiş olamaz –olgun mü’min olamaz” şeklinde anlamak gerekir. Aynı mesajı veren bir başka nebevî uyarı şudur لاَ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ مَنْ لاَ يَأْمَنُ جَارُهُ بَوَاءِقَهُ “Kötülüğünden komşusunun emin olmadığı kimse cennete giremez.” Müslim, İman, 73; I, 68. Komşuluk hukukunun önemini vurgulayan bir başka hadisi şerifinde Sevgili Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır اَوَّلُ خَصْمَيْنِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ اَلْجَارَانِ “Kıyamet gününde muhakeme edilecek ilk iki hasım, iki komşu olacaktır.” Ahmed, IV, 151. Hz. Peygamber’in hadisleri ışığında komşuların birbirlerine karşı görevleri şöylece özetlenebilir 1. Hastalandığında ziyaretine gitmek. 2. Öldüğünde cenazesinin kaldırılmasında bulunmak. 3. Borç istediğinde imkân nispetinde yardımcı olmak. 4. Darda kaldığında yardımına koşmak. 5. Bir nimete kavuştuğunda tebrik etmek. 6. Başına bir musibet geldiğinde teselli etmek. Nuruddîn el-Heysemî, Mecma’u’z-Zevâid, VII, 168–170. Komşunun Eziyetine Sabretmek Sabır, eza ve cefalara, musibetlere, ibadetlerin zorluklarına ve her türlü sıkıntıya dayanmak demektir. Kur’an-ı Kerim’de değişik vesilelerle birçok ayette sabır tavsiye edilmekte, hatta emredilmektedir. bk. En’âm, 6/34; Ahkâf, 46/35; Tâhâ, 20/130; Rûm, 30/60; Lokman, 31/17; Meâric, 70/5. Resûlullah karşılaşılan güçlüklerde sabredilmesi gerektiğini ifade ediyor Buhârî, Zekât, 50, I, 129. ve bu noktada gerçek sabrın ölçüsünü, اَلصَّبْرُ عِنْدَ الصَّدْمَةِ الْاُولٰى “Sabır, musibetin, felaketin geldiği ilk andadır.” Buhârî, Cenâiz, 32, II, 79. مَا اُعْطِيَ اَحَدُ مِنْ عَطَاءٍ خَيْرٌ وَ اَوْسَعَ مِنَ الصَّبْرِ “Hiç kimseye sabırdan daha hayırlı ve daha geniş bir bağışta bulunulmamıştır” Müslim, Zekât, 124, II, 729. buyurmak suretiyle dile getiriyor. Nitekim onun hayatına baktığımızda, karşılaştığı nice güçlüklere karşı sabır ve teenni ile göğüs gerdiğini müşahede ediyoruz. İslâm dini, mensuplarına öfkeyi değil sekineti, teenniyi, sabrı tavsiye etmekte, hatta emretmektedir. Zira karşılaşılan olumsuz bir davranışa öfke yerine sabırla tahammül çoğu defa güzel dostlukların başlangıcı ve başarıya ulaşmanın en güzel yolu olabilmektedir. Nitekim “İyilikle kötülük bir olmaz. Sen kötülüğü en güzel şekilde sav. O zaman aranızda düşmanlık bulunan kimse, sanki samimi bir dost gibi oluverir” Fussilet, 41/34 ayeti bu gerçeği gayet güzel bir şekilde vurguluyor. İslâm, sosyal hayatın ahenk içinde yürümesi için her türlü şarta riayet edilmesini öngörür. Söz gelimi bir yandan komşulara eza edilmemesi, onlara iyi davranılması emredilirken, bir yandan da komşulardan gelecek olumsuzluklara, kötülük ve zararlara mümkün olduğunca sabredilmesi tavsiye edilmektedir. Allah’ın sevdiği üç tür insandan söz ettiği hadisinin konumuzla ilgili kısmında Hz. Peygamber şöyle buyurmaktadır وَ الرَّجُلُ يَكُونُ لَهُ الْجَارُ يُؤْذ۪يهِ جِوَارَهُ فَيَصْبِرُ عَلٰى اَذَاهُ حَتّٰى يَفْرِقَ بَيْنَهُمَا مَوْتٌ اَوْ ظَعْنٌ... “Allah’ın sevdiği kimselerden üçüncüsü de bir adamdır ki, kendisine eziyet eden bir komşusu vardır. O da buna sabreder, nihayet ölüm yahut göç etmek aralarını ayırır…” Ahmed, V, 151. “Komşuluk hakları” deyince akla sadece, komşulara zarar vermek yahut zarar vermekten doğacak sorumluluk akla gelmemelidir. Bu, hak kelimesinin sadece olumsuz yönünü oluşturur. Pasif olması gerektiren bir durumdur. Bir de işin olumlu ve aktif olmayı gerektiren yanı vardır. Yani iyi bir komşuluk için sadece komşuya zarar vermemek yetmez, iyilikte de bulunmak gerekir. Hz. Peygamber مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ فَالْيُكْرِمْ جَارَهُ “Kim Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsa, komşusuna iyilik etsin”Buhârî, Edeb, 31, VII, 79. hadisi ile bu gerçeği ifade buyurmuştur. Bitişik Yabancılar Modern hayatın getirdiği bazı şartlar insanı “kalabalıklar içindeki yabancı” durumuna düşürmüştür. Zorunlu ilişkiler dışında “herkesin kendi işine baktığı” bir hayat anlayışı günümüzde hâkim bir durumdur. Bunun olumlu yanları olmakla birlikte, psikolojik ve sosyal olumsuzlukları da vardır. Söz gelimi, yıllardır aynı binada yaşadıkları hâlde bir biri ile tanışmayan, komşuluk ilişkilerine girmeyen nice insanların, ailelerin varlığına şahit oluyoruz. Evet, sosyal hayatımız pek çok alanları ile değişikliğe uğramıştır, daha da uğrayacaktır. Bu kaçınılmazdır. Ama bu değişikliğin, bizim bazı olmazsa olmaz değerlerimizi de alıp götürmesine izin vermemeliyiz. Bu gibi konularda duyarlı olmamız gerekiyor. Aynı çatının farklı bölümlerinde oturan aileler arasındaki komşuluk ilişkileri de bu konular arasında yer alıyor. Aslında komşuluk ilişkileri biraz da kendiliğinden oluşan tabiî ilişkilerdir. Bu tabiî akışı bozacak durumların ortaya çıkması hâlinde, komşular arası bağı yeniden oluşturmak için özel bir çaba harcamak gerekebilir. İlk bakışta basit gibi görünen küçücük girişimler, böyle bir komşuluk ilişkisinin oluşumunu ve devamını sağlayabilir. Merdivende karşılaştığımız bir apartman komşumuza vereceğimiz bir selam, göstereceğimiz bir güler yüz, samimi bir hâl-hatır sormak, gerektiğinde kapı komşumuza bir ihtiyacının olup olmadığını sormak, hatta pişirilen yemekten bir tabak ikram edivermek komşular arasında oluşacak sıkı bağların bir ilk adımını oluşturabilir. Dinimizde bu tür davranışlar sadaka kapsamında değerlendirilmiştir. Kur’an-ı Kerim’de; قَوْلٌ مَعْرُوفٌ وَمَغْفِرَةٌ خَيْرٌ مِنْ صَدَقَةٍ يَتْبَعُهَآ اَذًىۜ وَاللّٰهُ غَنِيٌّ حَل۪يمٌ “Güzel bir söz ve bağışlama, peşinden eza gönül kırma gelen bir sadakadan daha iyidir. Allah, her bakımdan sınırsız zengindir, halîmdir.” Bakara, 2/163 ayeti, muhatabımıza söylenecek bir çift güzel sözün önemini vurgulamaktadır. Bu bağlamda Peygamber de, اَلْكَلِمَةُ الطَّيِّبَةُ صَدَقَةٌ “Güzel söz sadakadır” Müslim, Zekât, 56, II, 699. ifadesi ne kadar da anlamlıdır. Nice yüklü paraların, malın, tamir edemeyeceği kırık kalpleri, dünyası kararmış insanları, selâm gibi, nasılsınız gibi, bir sevgi ve şefkat sözcüğü hayata döndürebilmektedir. Komşularla Hediyeleşmek Hz. Âişe anlatıyor قُلْتُ يَا رَسُولَ اللّٰهِ اِنَّ ل۪ى جَارَيْنِ فَاِلٰى اَيِّهِمَااُهْد۪ى؟ قَالَ اِلٰى اَقْرَبِهِمَا مِنْكِ بَابًا “Ya Resûlullah, dedim; iki komşum var, öncelikle hangisine hediye sunayım? Allah’ın Resûlü; kapısı sana daha yakın olana’, buyurdular.” Buhari, Edeb, 32, VII, 79. Komşular arası ilişkilerin sıcak ve canlı tutulması önemli ölçüde samimi duyguların açığa çıkmasını sağlayacak fırsatların oluşturulmasına bağlıdır. Sahabîlerden Ebû Zer rivayetine göre Sevgili Peygamberimiz kendisine, ياَ اَبَا ذَرٍّ! اِذَا طَبَخْتَ مَرَقَةً فَاَكْثِرْ مَاءَهَا وَتَعَاهَدْ جِيرَانَكَ “Ey Ebû Zer! Çorba pişirdiğin zaman suyunu fazla koy ve komşularını da gözet” Müslim, Birr, 143, III, 2025. buyurmuştur. Hadis-i şerif, imkânsızlıklar içinde bile komşularla iyi ilişkilerin devamı için nasıl her fırsatı değerlendirmemiz gerektiği konusunda ilginç bir örnek oluşturmaktadır. Komşuları Ziyaret Komşular arası ilişkileri sıcak tutmanın yollarından biri de karşılıklı ziyaretlerdir. Ziyaretlerin davet üzerine gerçekleşmesi daha da yapıcı olur. Hz. Peygamber اِذَا اجْتَمَعَ الدَّاعِيَانِ فَاَجِبْ اَقْرَبَهُمَا جِوَارًا وَاِنْ اِسْتَبَقَ اَحَدُهُمَا فَاَجِبْ الَّذ۪ى سَبَقَ “Aynı vakit için iki komşundan aynı anda davet alırsan, önce daha yakın olanın davetine git. Aynı vakit için ayrı zamanlarda davet edilirsen, önce davet edenin davetine git.” Ebû Davud, Et'ime, 9, IV, 134. İmam Gazalî, komşuluk arası ilişkilerin çerçevesini İslâmî bakış açısı ile şöyle çizmektedir “Komşuluk hukuku, sadece komşuya eza etmemekle yerine getirilmiş olmaz, ayrıca eza ihtimali olan şeylerden de kaçınmak gerekir… Bu da yetmez; a Komşuya yumuşaklıkla muamele etmek, ona iyi ve güzel davranmak, b Komşuyla karşılaşınca ona selam vermek, c Hastalandığında onu ziyaret etmek, d Bir musibetle karşı karşıya kaldığında taziyede bulunmak, e Sevinçli anında onu tebrik etmek, sevincine ortak olmak, g Hatalarını görmezlikten gelmek, mahremine bakmamak, uzakta bulunduğunda evine göz kulak olmak, çocuklarına lütufkâr davranmak, h Din ve dünya ile ilgili bilmediği konularda ona yol göstermek… Bütün Müslümanlara karşı görevlerimiz dışında komşularımıza karşı olan görevlerimizdendir.” Gazâlî, İhyaü Ulûmiddîn,, II, 271-272, Kahire 1386. Komşunun Şahitliği Allah Katında Makbuldür Komşunun komşu hakkındaki kanaat ve şahitliği Allah katında bir ölçü olma niteliğine sahiptir. Hz. Peygamber مَا مِنْ مُسْلِمٍ يَمُوتُ فَيَشْهَدُ لَهُ ثَلَاثَةٌ اَهْلَ بَيْتٍ مِنْ ج۪يرَانِهِ اْلاَدْ نَيْنِ بِخَيْرٍ اِلَّا قَالَ تَبَارَكَ وَتَعَالٰى قَبِلْتُ شَهَادَةَ عِبَاد۪ى عَلٰى مَا عَلِمُوا اَوْ غَفَرْتُ لَهُ مَا اَعْلَمُ “Bir müslüman ölür de en yakın komşularından üç kişi onun hakkında iyi şahitlikte bulunursa, Allah Teâlâ şöyle buyurur Bildikleri şey konusunda kullarımın şahitliğini kabul ettim’, Yahut Kulumun bildiğim günahlarını affettim” Ahmed, II, 408–409. buyurmuştur. Resûlullah, komşunun şahadetine böyle büyük bir değer atfederek, komşuların iyi şahadetini hak ettirecek davranışlar sergilememizi teşvik etmiş olmaktadır. Bunun yolu da Kur’an ve sünnet çizgisinde sergilenecek iyi komşuluk ilişkilerinden geçmektedir. KUL HAKKI Kul, İnsan köle, abd. Allah'a tam bir teslimiyetle boyun eğen, emir ve yasaklarına titizlikle uyan, isyandan kaçınan insanı belirtir. Bu nedenle öncelikle peygamberlerin niteliğidir. Kur'an'da peygamberlerin niteliklerinden söz edilirken onların kullukları özellikle vurgulanır. İsra suresindeki şu ayette olduğu gibi "O ki, geceleyin kulunu Mescid-i Haram'dan çevresini bereketli kıldığımız Mescid-i Aksa'ya yürüttü." el-İsra, 17/1 Kulluk insanın varoluş nedenidir. Çünkü Allah insanları ve cinleri kendisine kulluk etmeleri için yaratmıştır ez-Zariyat, 51/57. Allah'a kulluğun seçilmesi, onun dışındaki tüm varlıklara karşı yapılan bir özgürlük ilanıdır. Bu nedenle kulluk insanı köleleştiren, güç ve yeteneklerini sınırlayan bir nitelik değil, onu diğer tüm varlıkların üstüne çıkaran, onlardan bağımsız kılan bir niteliktir. Hak kavramı ise kelime olarak uyum, uygunluk, doğruluk, adalet, hikmet, var olma, tahakkuk, vukû, bâtılın zıddı, gerçek, emek, ücret, pay, kısmet, kazanç, hisse gibi anlamlara gelir. Râgıb İsfahânî, el-Müfredât, “hakk”; İbn Manzûr, Lisânu’l-Arab, “hakk” Konumuzu ilgilendiren yönüyle Kuran’da, hadislerde ve diğer İslami kaynaklarda hak kelimesi; korunması, gözetilmesi ya da sahibine ödenmesi gerekli olan maddi ve manevi imkân, pay, eşya ve menfaatler; görev, sorumluluk, borç gibi anlamlarda da kullanılmıştır. TDV İslam Ans. Hak Maddesi Kul hakkı, insanın can, mal ve namus gibi dokunulmazlıklarına yönelik tecavüz ve haksızlıkların ortaya çıkardığı haktır. İnsana yönelik tecavüz ve haksızlıklar haram ya da mekruh eylemler içinde yer alır. Bu nedenle günah, dolayısıyla ceza konusudur. Kul hakkından doğan günahların ve cezaların Allah ya da devlet tarafından bağışlanması söz konusu değildir. Kul hakkı, ancak hak sahibi kulun bağışlaması, affetmesiyle ortadan kalkabilir. Affedilmeyecek suç ifadesi, hatıra iki büyük günahı getirmektedir Biri Allah’a şirk koşmak yani Allah’tan başka bir ilâhın varlığını kabul etmek, diğeri de kul hakkı yedikten sonra onu helâl ettirmemektir. Hz. Peygamber gelen rivayet helalleşmedikçe kul hakkının affedilmeyeceğini belirtmektedir “Kimin üzerinde din kardeşinin ırzı, namusu veya başka bir şeyiyle malıyla ilgili bir zulüm varsa haysiyetine, koruması altındaki bir şeye haksızlık etmiş ise ne dinar ne de dirhemin olduğu bir günden önce, onunla helalleşsin. Değilse o gün salih ameli varsa yaptığı haksızlık kadar ondan alınır, eğer sevapları yoksa hak sahibinin günahlarından alınıp ona yüklenilir.” Buhari, Mezalim 10;2269. Bu hadise göre kul hakkı, kişinin Cennet ya da Cehennem'e gidişinde önemli ölçüde belirleyici bir rol oynamaktadır. Zikrettiğimiz hadis-i şeriften anlaşılacağı gibi, kul hakkı bir Müslüman’ın manevî hayatı üzerinde önemli bir engel olarak bulunmaktadır. Her Müslüman’ın hayat hakkı, şahsiyet ve onurunun korunması hakkı, özel hayatının gizliliği hakkı, dinî ve vicdanî kanaat hakkı, ikamet, seyahat, öğrenme, bilgi edinme, düşünce ve ifade hürriyeti, mülk edinme, çalışma, harcama ve tasarrufta bulunma gibi kendi zatına özgü doğuştan getirdiği hakları İslâm dîni tarafından korunmuştur ve dokunulmaz ilan edilmiştir. Müslüman’a iftira atmak, gıybetini yapmak ve haksız yere kalbini kırmak, onu zarara uğratmak da hiç şüphesiz kul hakkı kapsamına girer. Hz. Peygamber başka bir hadisinde Allah'ın huzuruna kul hakkı ile gelen kimseyi müflis olarak tanımlayarak şöyle buyurur "Müflis şu adama derler ki, dünyada yaptığı bütün ibadet ve taatın sevabı ile Kıyamet gününde Allah'ın huzuruna gelir. Bu adam dünyada birçok hayır, ibadet yapmış olmakla birlikte başkalarına zulmetmiş, kimini dövmüş, kiminin gönlünü kırmış, şuna buna eliyle ve diliyle eziyet etmiş. İşte bu hak sahiplerinin hepsi o adamın çevresine toplanacaklar, haklarını isteyecekler "Bana dünyada iken şöyle yaptı, hakkımı al ya Rab!" diye davacı olacaklar. Allah bunun hayır ve iyiliklerinden hâsıl olan sevapları bunlara taksim edecek, fakat borcu yine kapanmayacak. Nihayet onların günahlarını bunun üzerine yükleyecek, Cehennem'e gönderecek. İşte asıl müflis böyle bir adamdır." Müslim, Birr, 60; Tirmizi, Kıyame, 2. Hz. Peygamber efendimizin başka bir hadisinde şöyle bir olay geçer “Rasulullah ashap arasında kalkıp, onlara Allah yolunda cihad’ın ve Allah’a iman’ın amellerin en faziletlisi olduğunu anlattı. Bir adam kalktı ve “Ya Rasulullah şayet Allah yolunda öldürülürsem benden günahlarım bağışlanır mı, ne buyurursunuz?” dedi. Rasulullah ona Evet eğer sabrederek ve sevabını Allah’tan bekleyerek harbe yönelip arkanı dönmeden kaçmadan öldürülürsen kul borçlarından başka günahların bağışlanır.” “Bunu bana Cebrail söyledi buyurdu”. Darimi, Cihad, 21; Müslim, 1885/117; Riyaz’üs Salihin Tercüme ve Şerhi Kul Hakkı ve İnsan Hakları Arasındaki İlişki Kul hakkı İslami bir terim olup insanın temel haklarını da içeren kaynağı ve çerçevesi itibariyle vahye ve sünnete dayanan maddi ve manevi anlamda her türlü hakkı içeren “hukukunnas” diye de adlandırabileceğimiz bir haktır. “İnsan hakları” terimi ise batılılar tarafından Aydınlanmanın sonucu olarak dindışı referanslarla içselleştirilen, bireyi önceleyen ve de daha çok bireyi devlete karşı koruyan hakları içerir. Kaynağı itibari ile de hiçbir kutsal metne dayanmaz. Müslümanlar “kul hakkı” konusunu dünya çapında yeteri kadar ifade edememişlerdir. Hâlbuki ellerinde “tarih boyunca insan hakları mücadelesini tevhid mücadelesine içkin bir biçimde sürdüren peygamberlerin yaşamları ve ilahi vahiy, Müslümanların, insan haklarına ilişkin tutarlı bir kavramsal model oluşturabilmelerine ve bunu pratize edebilmelerine yetecek kadar bol miktarda örnek ve malzemeyi barındırmaktadır. Sonuç İnsan toplum hâlinde yaşamak zorundadır. Çevresinde mutlaka başkaları da yaşamak durumundadır. Evimizin yanında, civarında yaşayan insanlarla, komşularımızla birtakım ilişkilerimizin olması kaçınılmazdır. Toplum hayatının düzeninin temellerinden biri de komşululuk ilişkilerinin insanî temele dayalı olmasıdır. Bunu sağlamanın yolunu Kur’an ve Sünnet, teorik ve pratik olarak ortaya koymuştur. Bu teori ve pratiğin temelinde, لاَ يُؤْمِنُ أحَدُكُمْ حَتَّى يُحِبَّ لأخِيهِ مَا يُحِبُّ لِنَفْسِهِ “Kendiniz için arzuladığınızı başkaları için de arzulamadıkça kâmil imana ulaşamazsınız” Buhârî, İman 7, I, 9 esası yer alır. Komşularımız, kara gün dostlarımızdır, can yoldaşlarımızdır. Hayat komşularımızla güzeldir. Beşerî ilişkilerimizin ilk adımını komşuluk ilişkilerimiz oluşturur. Komşuluk ilişkilerimiz Allah katındaki konumumuzu belirleyecek kriterlerden biridir. Komşularımızın hoşnutluğu, Allah’ın hoşnutluğunu kazandıran yollardan biridir. Kendisi ile ve çevresi ile barışık olan insan sağlıklı bir ruh dünyası yaşıyor demektir. Çevresi ile komşuları ile sürtüşme ve geçimsizlik hâlinde olan, çevre ilişkilerinde sürekli olarak problem kaynağı olan kimseler dengeli bir hayattan mahrum olurlar. Bir denge ve huzur dini olan İslâm bu tür olumsuzlukların önüne geçmek amacı ile topluma açılan ilk kapılarımız komşularımızla olan ilişkilerimizde titiz ve hassas davranmamızı bizden istemektedir. مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلاَ يُؤْذِ جَارَهُ وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيُكْرِمْ ضَيْفَهُ وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيَقُلْ خَيْرًا أوْ لِيَصْمُتْ “Allah’a ve ahiret gününe imân eden kimse, komşusuna eziyet etmesin. Allah’a ve ahiret gününe imân eden misafirine ikramda bulunsun. Allah’a ve ahiret gününe imân eden kimse, ya hayır söylesin veya sussun.” Buhârî, Edeb, 31, 85; Müslim, Îmân, 74, 75. Komşuluk hakları, aynı zamanda “kul hakları” içerisinde yer alan haklardan birisidir. Komşu hakları ihlali, aslında kul hakkı ihlalidir. İslamın komşu haklarına ne kadar önem verdiğini ayet ve hadislerle açıklamaya çalıştık; görüldüğü üzere komşu hakkına bu kadar önem veren bir dinin, kul hakkına da ne kadar önem verdiğini bu noktadan hareketle anlayabiliriz. İslami literatürde affedilmeyecek suç ifadesi, hatıra iki büyük günahı getirmektedir Biri Allah’a şirk koşmak yani Allah’tan başka bir ilâhın varlığını kabul etmek, diğeri de kul hakkı yedikten sonra onu helâl ettirmemektir. Kul hakkı, ancak hak sahibi kulun bağışlaması ve affetmesiyle ortadan kalkabilir.
Oluşturulma Tarihi Mayıs 11, 2020 0112Kul hakkı kavramı İslam'da titizlikle yaklaşılan bir kavramdır. Kul hakkı ile ilgili Kur'an-ı Kerim ve Hadis-i şeriflerde bilgiler yer almaktadır. Kul hakkı ile ilgili araştırmalar son aylarda en fazla arananlar arasına girmiştir. Peki, kul hakkı nedir? Kul hakkı ile ilgili ayetler ve hadisler nelerdir? İşte kul hakkı ile ilgili tüm hakkı ile ilgili çeşitli araştırmalar yapılmaktadır. Kul hakkı her Müslüman'ın dikkat etmesi gereken önemli bir kavramdır. Kul Hakkı Nedir? Bir kulun başka bir kul üzerinde olduğu haktır. Kul hakkının vebali yüce Allah katında oldukça fazladır. Cenab-ı Hak kul hakkı için "Benim yanıma her şey ile gelin affederim. Fakat kul hakkı ile gelmeyin, onu ben değil, kulum affeder. " demiştir. Allah'ın bu günahı bağışlayabilmesi için hakkı yenen kula danışacağı bilinmektedir. Eğer hakkı yenen hak sahibi kişiyi bağışlamazsa Allah bu günahı affetmeyecektir. Cenab-ı Hak her insana bir takım haklar tanımıştır. İnsanların birbirleri üzerinde hakları bulunmaktadır. Bir kimse bir kimsenin hakkını yer, malını çalar, hırsızlık yapar ise büyük vebali olan kul hakkını işlemiş olur. Kul hakkı pek çok sebebe bağlı olarak işlenebilir. Dolayısıyla bir kişinin istenmediği bir şey yapması, onu alay etmek, küçük düşürmek, başkasının yanında aşağılamak, rencide etmekte bir kul hakkıdır. Bunun helalliği ise hakkı yenen ve hak yiyen kişi arasında olacaktır. Başka biri bu günahı bağışlayamaz. Helallik alma şartı aranmaktadır. Kul Hakkı İle İlgili Ayetler ve Hadisler Duha Suresi 9. Ayet; " Öyleyse yetimin hakkını sakın yeme. " Fecr Suresi 17. Ayet; " Hayır, hayır! Doğrusu siz yetime ikram etmiyorsunuz. " Nisa Suresi 10. Ayet; " Yetimlerin mallarını haksız olarak yiyenler şüphesiz karınlarına ancak ateş dolduruyorlar. Zaten onlar alevlenmiş ateşe gireceklerdir. " Peygamber efendimiz Hadis-i şerifinde şöyle buyurmuştur; " Kim ki yetimin hakkını yer ise ahirette o kişi iflas eder. " Bir diğer hadis- şerifte de kul hakkı yemenin vebali için şu şekilde bahsedilmiştir; " Kim birinin hakkını yediyse ahirette zor duruma düşmemek için o kişinin gönlünü alın, helalleşin. Borcu olan bir kişi cennete giremez. "
Kul hakkı, geniş bir kavram. Kulun bedenine ve malına yapılan tecavüzler maddî hukuk, kalp ve ruhuna verilen zararlar ise mânevî hukuk olarak değerlendirilmeli. Kulun maddî hukukuna en büyük tecavüz, öldürme hâdisesi. İnsanın yaşama hakkına son verme, onun bu kâinatla olan bütün münasebetlerini bir anda kesip atma, kulu, Rabbine ibadetten alıkoyma, İlâhî eserleri tefekkürden, rahmanî nimetlere şükürden menetme cinayeti. Allah’ı tesbih eden yetmiş trilyona yakın hücrenin bütün bu tespihlerini bir kurşunla delip geçme, yahut bir bıçakla kesip atma ihaneti. Fıkıh âlimlerimiz katlin üç yerde câiz olduğunu söylerler. - İmandan sonra küfre girme - evli olduğu halde zina etme - haksız yere bir insanın kanına girme. Bunlar dışında insanın hayatına son verilemiyor. “Kim bir nefsi, kısas yahut yeryüzünde fesat çıkarma sebeplerinin biri olmaksızın öldürürse bütün insanları öldürmüş gibidir.” Mâide Sûresi, 32 mealindeki âyet-i kerimenin tefsiri sadedinde Üstad Bediüzzaman Hazretleri, şu enteresan beyanda bulunur “Bir mâsumun hayatı, kanı, hatta umum beşer için de olsa heder olmaz. İkisi nazar-ı kudrette bir olduğu gibi, nazar-ı adalette de birdir.” Sünuhat Yâni, Allah’ın sonsuz kudretine nazaran bir insan yaratmakla bütün insanları yaratmak arasında fark olmadığı gibi, Onun sonsuz rahmet ve adaleti noktasında da bir insanın katli ile, bütün insanların katli arasında fark yoktur. İnsanoğlu her nasılsa, başkalarının hakkını çiğnerken o insanların Allah’ın kulu olduklarını unutuyor. “Ben Allah’ın bir kuluna zulmedersem, Onun kahrına hedef olurum.” diye düşünemiyor. Bunun içindir ki, kendisine İlâhî ikazlar geliyor. Bu rahmanî ikazlara tercüman olma sadedinde Allah Resulü de asm. ümmetini defalarca ve değişik şekillerde ikaz etmiştir. Sadece üç misâl “Mazlumun bedduasından sakınınız. Çünkü onun duasıyla Allah arasında perde yoktur.” Buharî, Müslim “Ümmetimden müflis odur ki, kıyamet günü namaz ve zekâtla gelir. Ama, bu arada sövdüğü şu kimse, dövdüğü bir başka kimse dahi gelir. Bunun üzerine kendisinin hasenatından şuna verilir, buna verilir. Üzerinde haklar bitmeden kendi hasenatı tükenirse, o zaman onların hatalarından alınır kendisine yüklenir. Daha sonra cehenneme atılır.” Müslim “Kaçmayarak, yalnız Allah’tan sevap bekleyip sabrederek, düşmana karşı durduğun halde öldürülürsen, borçlarından başka bütün günahlarına kefaret olur. Bunu bana Cibril söyledi.” Müslim Bu son Hadis-i Şeriften çok önemli bir hakikat dersi alıyoruz Şehitlik de kul hakkını kaldırmıyor. Allah yolunda canını veren bir mümin bunun büyük mükâfatını görmekle birlikte, kullara olan borçlarından kurtulamıyor. Zira kul hakkının affını Cenâb-ı Hak kula bırakmış. Aynı şekilde, samimi tövbe eden bir müminin de geçmiş günahları affolunuyor, ama kul hakkı bu affa da girmiyor. “Tövbekâr olanlar hakkında hukukullah dâvâsı takip edilmez. Ancak hukuk-u şahsiye dâvâsı kalır.” Hak Dini Kur’an Dili Meselâ, gıybet eden bir insan gıybet ettiği kimseden helâllik almadıkça bu günahın cezasından kendini kurtaramaz. Kur’an-ı Hakîm’de, ilk bakışta kul hakkı gibi görünen ve kullar arasındaki adalet esaslarını tespit eden birçok âyetlerden sonra, “İşte bu Allah’ın hudududur, onu tecavüz etmeyin.” mealinde İlâhî ikazlar gelir. Demek ki, kul hakkını çiğnemek, Allah’ın hududuna tecavüz olarak kabul ediliyor. Artık böyle bir cinayeti işleyen insan kime iltica edecek, kimden yardım dileyecektir? İnsan, Allah’ın kulu olduğundan onun hukukuna riayetsizlik de İlâhî azabı netice veriyor ve bu noktada hukuklar birleşiyor. Kendi parmağımızı niçin kesemez, hayatımıza neden kastedemeyiz? Çünkü, ne beden bizim, ne de ruh. Haneyi harap etmeye de hakkımız yok, misafiri oradan çıkarmaya da. Yaparsak ne olur? Allah’ın mahlûkatında Onun rızası dışında tasarrufa kalkışmış oluruz. Bu ise hem hukukullah’a karşı bir isyan, hem de kul hakkını ihlâldir. Demek ki aynı fiil ile iki hukuka birden tecavüz ediliyor.
kul hakkı ile ilgili vaaz